Çoklu Baro sistemine avukatların itiraz noktaları artıyor: Çözüm mümkün mü?


Adli tatilin başlamasından önce çoklu baro sistemine geçilmesine yönelik AK Parti-MHP ortak çalışması olan ilgili düzenlemenin Meclis’e gelmesi, salı günü binlerce avukatın “Savunma Mitingi” adı altında Çağlayan Adliyesi önünde protesto gösterisi yapmasına yol açtı.

Basın açıklamasını okuyan İstanbul Barosu Başkanı Mehmet Durakoğlu, hükümete konuyu birlikte müzakere etme çağrısında bulundu ve “Avukatlar olarak bu teklifin evrensel hukuk normlarına, anayasaya aykırılığını kanıtlayacağız” dedi. Zira avukatlık mesleğini doğrudan etkileyecek olan söz konusu düzenlemenin barolara danışılmadan hazırlanması, temel eleştiri noktalarının başında geliyor.

Tartışmalı yeni düzenlemeye göre, barolar yine merkezde tek bir Barolar Birliği tarafından yönetilirken, illerde çoklu barolar kurulabilecek.

Dolayısıyla, üye sayısı beş bini aşan illerde iki bin üye ile yeni bir Baro kurulabilecek. Örneğin İstanbul’da ilave olarak 5-6 baro daha kurulabilecek.

euronews Türkçe olarak getirilmesi planlanan uygulamanın hukuk sistemi ve demokratik işleyiş açısından doğurabileceği etkileri hukukçularla konuştuk.

Mesleki eğitim kalitesi etkilenir

Avukat Prof. Dr. iur. Mehmet Köksal, Avukatlık Kanunu’nda değişikliğe gidilerek çoklu baro sisteminin getirilmesi yönünde bir adım atılmasıyla birlikte aynı yetkileri alacak olan baroların yetkilerinin bölüneceği ve mesleki eğitimin kalitesinin azalacağı konusunda endişelerini dile getiriyor.

Köksal’a göre, bu uygulama, baroları “siyasi bir araç” olarak kullanma arzusunun bir uzantısı olup, hak arayan kişilerin, örneğin şiddet gören bir kadının veya istismara uğrayan bir çocuğun, bağımsız avukata erişimini zorlaştıracak.

“Kamu hukuku tüzel kişileri olan baroların üç temel görevi vardır” diyen Köksal bu görevleri şu şekilde sıralıyor: “Avukatların eğitimleri, avukatlarla yargının, avukatlarla müvekkillerinin ve avukatlarla avukatların ilişkilerinin düzenlenmesi; hukukun üstünlüğünün sağlanması; ve hak arama özgürlüğünün temin edilmesi.”

euronews Türkçe’ye konuşan Köksal, avukatların mesleki eğitiminin, sınav ve ruhsatlandırma sisteminin çok başlı hale gelmesiyle birlikte mesleki eğitimin zayıflayacağı görüşünde:

Köksal, “Bölünmüş barolar, mali açıdan zorluklar yaşayacaklar. Eğitimleri karşılayamayacaklar. Üye kazanabilmek için de eğitimleri (…) gereği gibi yapmayacaklar. Avukatlar da nerede kolay ruhsat alabiliyorlarsa oraya gidecekler. Bu da, eğitimin ciddiyeti ve kalitesini etkileyecek” diyor.

“Türkiye’de geçmişi 1800’lü yıllara dayanan barolar, tarihsel süreçten ileri gelen, insanların hakları konusunda mücadeleler sonucunda elde edilmiş bir yapı. Türkiye’deki hukuk ve baro sistemi Kıta Avrupası’ndaki sistemi temel alıyor ve şu anda oldukça demokratik ve tam özerkliğe sahip bir sistem” diye ekliyor Köksal.

Kıta Avrupası’nda tek baro uygulaması

Avrupa’da Almanya, Finlandiya, İsveç gibi birçok ülkede şehir başına tek baro uygulaması var ve barolara üye olmak zorunlu. Türkiye’nin uygulamayı planladığı sistem ise sadece Anglo-Sakson hukuk sisteminin geçerli olduğu İngiltere’de, ABD’nin bazı eyaletlerinde, Japonya’da ve dilsel farklılıklardan dolayı Belçika’da kısmi olarak uygulanıyor.

“Peki ama bu sistemleri bizim sistemimize nasıl entegre edeceksiniz? Ne kanunlar uyuyor, ne de hukuk sisteminin yapısı” diyor Köksal.

Tartışmaya açılan ancak bu öneriye sıcak bakmayan avukatlarla geniş bir yelpazede istişare edilmediği için eleştirilen sistemin eleştirilen bir diğer boyutu ise avukatların denetimi ve mesleki etik kurallarının geçerliliği.

Köksal bu durumu bir örnekle açıklıyor: “Örneğin 1000 kişi toplandı ve bir baro kurdu. İçlerinden biri meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suç işledi. Ama o kişiyi atarlarsa baro üye sayısı binin altına düşecek ve kapatılacak. Dolayısıyla mesleki ahlak ve suçlar gevşeyecek. Ve avukatlar daha az disiplin cezası veren barolara yönelecek. Meslek yozlaşacak.”

Köksal, barolarda böyle bir sistem değişikliğine gidilme çabalarını da, her rejimde baroların devam ettirdiği eleştirel ve denetleyici tavır sebebiyle iktidarın “yaramaz çocukları” olarak görülmesine ve iktidarın hukuku “arka bahçesi” olarak kullanmaması için yaptıkları çabalara bağlıyor.

“Çoklu baro sisteminin getireceği bir diğer aksaklık ise, üye sayılarına göre baroların Türkiye Barolar Birliği’ne delege göndermesindeki haksızlıklar olacak; baroların yönetim kurullarının seçilmesinde nispi sisteme geçilmesi, baro yönetim kurullarında karar almayı güçleştirecek ve hatta çoğu zaman imkansızlaştıracak” diyor Köksal.

Baroların görüşü alınmadı

İstanbul Barosu Başkan yardımcısı avukat Naran Moroğlu ise, pandemiyle mücadele sürecinde ana gündemin sağlık, ekonomik ve sosyal sorunların çözümü olması gerektiğini, bu süreçte Baroların yapısında ve seçim sistemlerinde değişik girişimlerinin, hem de Baroların görüşü alınmadan hiç doğru olmadığını söylüyor ve gündemden geri çekilmesi çağrısında bulunuyor.

19 Mayıs’ta Türkiye Barolar Birliği ve 80 Baro, söz konusu değişiklik girişimlerinin durdurularak geri çekilmesini talep etmişti. 1 Haziran’da gerçekleştirilen Baro Başkanları toplantısı sonuç bildirgesinde ise bu değişiklik hazırlıklarının asıl muhatabının Barolar ve Türkiye Barolar Birliği olması ve teklifin geri çekilmesi gerektiği vurgulanmıştı.

euronews Türkçe’ye konuşan Moroğlu, “Avukatlar, herkesin hak arama özgürlüğünün temsilcileridir. Bu nedenle avukatların meslek odası olan Barolar, kamu kurumu niteliğindedir ve meslek odası olmalarının yanında hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve yerine getirilmesine müdahil olmaktadır” diyor.

Moroğlu’na göre, çoklu Baro kurulması demek, yol açacağı çok yönlü sorunlar yanında, yurttaşlara ücretsiz avukat desteği sunulan Adli Yardım ve CMK (Ceza Muhakemesi Kanunu) hizmetlerinden gereği gibi nitelikli bir şekilde alınamaması, hak kaybına uğranması demektir.

Kadınların hak talepleri nasıl etkilenecek?

Kadın hakları savunucuları, değişikliklerin kadına ve kız çocuklarına yönelik istismar vakalarına da yansıması olabileceği konusunda endişeli.

“Kadınlara, çocuklara yönelik şiddet, insan hakları ihlalidir. Fiziksel, sosyal, ekonomik, psikolojik veya cinsel şiddet mağdurlarına hukuki destek veren avukatların Baroları tarafından verilen seminerlerde bu konuda meslek içi eğitim almış olmaları önkoşuldur. Kurumsallaşmış bu çalışmalar, kurulması halinde çoklu Barolarda nasıl uygulanacaktır? Bu arada yurttaşların uğrayacağı hak kaybının telafisi mümkün mü,” diye soruyor Moroğlu.

Moroğlu’na göre, çoklu Baro kurulması, giderek artan kadın cinayetleri, kadına yönelik şiddet, çocuk istismarları olaylarında mağdurların adalete erişiminde belirsizlik yaşanması, zarara uğraması gibi sonuçlar doğurabilir.

Tabanda yoğun bir talep yok

2004-2016 yılları arasında İstanbul Barosu Genel Sekreterliği yapan, halen Türkiye Barolar Birliği Başkan yardımcılığı yapmakta olan avukat Hüseyin Özbek ise, Avukatlık Kanunu’nda böyle bir değişiklik doğrultusunda hukuk camiasında yoğun bir talep olduğunu düşünmüyor.

euronews Türkçe’ye konuşan Özbek, “Barolar kamusal özelliği olan meslek örgütleridir ve demokratik örgütlerdir. Barolar, Türkiye’de hukuk güvenliğinin, yargı bağımsızlığının, kuvvetler ayrılığının da önemli dinamiklerinden biri. Bir ülkede demokrasinin varlığı ile baroların bağımsızlığı doğru orantılı. Eğer bir ülkede barolar bir meslek örgütü olarak bağımsız bir biçimde iktidarın vesayeti, denetimi, yönlendirmesi ve baskısı olmadan faaliyette bulunabiliyorlarsa demokrasinin halen o ülkede var olduğu ve demokratik bir nizam bulunduğunun kanıtı olur” diyor.

Özbek’e göre, halihazırda Baroların seçim usulleri ve işleyişlerine dair süregiden tartışmanın ardında yatan asıl neden, Baroların siyasi iktidarın denetimi altına girmesi ve muhalif seslerin ortaya çıkmasının önlenmesi.

“Baroların demokrasi, yargı bağımsızlığı, insan hakları talep eden, çevre duyarlılığı olan bir yapı olmaktan çıkarılması, iktidarın uyumlu bir unsuru haline getirilmesi isteniyor. Sayısal anlamda büyük Baroların delege sayısı tırpanlamak, Barolar Birliği seçiminde üye sayısı az olan barolarla eşitlenmesini sağlamak ve üye sayısından kaynaklı doğal haklarını ortadan kaldırmak isteniyor” diyor Özbek.

Türkiye’de 80 baro bulunuyor ve 1969 yılından beri süregiden ve bazı değişikliklerden geçmiş bir Avukat Yasası ile 140 bin civarında avukat bulunuyor. İstanbul Barosu, metropol olması sebebiyle avukatların çalışmayı tercih ettikleri bir yer olmasından dolayı 50 bine yakın üyeyle ülkenin en kalabalık delegesi bulunan Baro. Onu Ankara ve İzmir baroları takip ediyor.

Nispi temsil

Nispi temsil konusunda ise, Özbek’e göre, bu yapının azınlık diktasına dönüştüğü ve diğer avukatların temsilinin önlendiği yönündeki iddialar asılsız, çünkü İstanbul Barosu’nun 50 bine yakın avukatının hemen hepsi baro organlarına herhangi bir yasal engel olmaksızın aday olabiliyorlar.

Avukatlık Yasası’nın değiştirilmesi istendiği ileri sürülen iki maddesi de (76 ve 95.maddeler) Barolara insan haklarını ve kamunun çıkarlarını savunma görevi yüklüyorlardı. 76.maddeye göre; “B_arolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlâkını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır_.”

95.madde ise Baroların yönetim kurullarının görevlerini belirliyor.

Mevcut uygulanan çarşaf/blok liste uygulaması yerine “nispi temsil” sisteminde, ilgili listeler aldıkları oy oranına göre üye çıkarıyor ve Türkiye Barolar Birliği seçiminde yürütme organı olarak yönetim kurulu seçiliyor.

Hukuk güvenliğinde parçalanma riski

Özbek, çoklu barolar kurulmasını, hukuk güvenliğinde bir parçalanmaya yol açabileceği riskiyle birlikte değerlendiriyor.

“Bir kentte birkaç baro olursa, alt kimlikler, mezhepler üzerinden baro oluşursa demokrasi, hukuk paydası ortadan kalkar, mezhepler, kimlik-temelli hak talepleri ortaya çıkar, demokrasi mücadelesi verilemez, atomizasyon olur, parçalanma olur. Barolardaki bütünsellik parçalanır. Muhalif ses çıkaran, hukukun üstünlüğünü talep eden yapı olmaktan çıkarılması, sıradanlaştırılması, iktidar piramidinin uyumlu bir unsuru haline getirilmesi isteniyor” diye ekliyor Özbek ve ekliyor:

“Baroların bağımsızlığı Türkiye’nin yurtdışında bir prestij kartıdır. Ülkede demokratik işleyişin olduğunun bir kanıtıdır. Bu ortadan kalkarsa, böylesi demokratik bir yapı tasfiye edilirse prestijimiz de azalır. Bu kapsamda benzer bir tehdit, TMMOB ve tabip odalarına da yönelir ve muhalif her ses hizaya çekilmek istenir. Bu, demokrasiyle yönetilen bir ülke söylemiyle çelişiyor. Barolara müdahale, demokrasiye müdahaledir.”

Konu hakkında AK Parti Yozgat milletvekili Yusuf Başer ve TBMM Grup Başkanvekili Cahit Özkan, euronews Türkçe’nin mülakat talebini yanıtsız bıraktı.

Adalet ve Kalkınma Partisi’nin söz konusu yasa tasarısı konusunda ısrar etmesinin sebebi olarak, çarşaf listelerde seçilemeyen delegelerin temsil edilemediğine dair endişe gösteriliyor. Ancak sistem revizyonuyla ilgili toplantılara konunun farklı taraflarının çağrılmaması, müzakere ortamı oluşmaması, iki farklı uç arasında dolaşılıp sistemin nasıl daha adil hale getirilebileceği konusunda ortak bir akıl geliştirilememesi eleştiriliyor.



Kaynak Link Euronews Türkçe

Raporla

Siz ne düşünüyorsunuz?

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Bilgisayar oyunları yayın platformu Twitch Donald Trump’un hesabını askıya aldı

İstanbul Barosu Başkanı Durakoğlu: Bu teklif yasalaşırsa ‘sarı barolar’ ortaya çıkabilir